|
Küresel Isınma
ve İklim Değişimi:
Günümüzün başat sorunsallarından “küresel ısınma” ve “iklim
değişikliği”, yaşadığımız dünyadaki canlı, cansız bütün varlıkları olumsuz yönde
etkileyecek bir geleceğe işaret etmektedir. Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre
çölleşme ve kuraklık dünyadaki 4 milyar hektardan fazla alanı ve bizim de içinde
bulunduğumuz 110 ülkede yaşayan 1 milyar 200 milyon insanın hayatını doğrudan tehdit
etmektedir. Zira fosil yakıt tüketimi, enerji kullanımı ve üretimi, sanayileşme
ve ormanlık alanların artan bir ivmeyle azalması sonucunda açığa çıkan sera gazlarının
etkisiyle, bugün iklim değişimi gözle görülür derecede belirginlik kazanmıştır.
Bu küresel tehdide karşı, iklim değişimine yol açan yapay nedenlerin (fosil yakıtlar
ve sera gazı etkisinin) azaltılması, hem kurumsal hem de bireysel düzeyde bir çabayı
gerektirmektedir.
Küresel
ısınmayı kabaca kademeli olarak yer kürenin sıcaklığının artması olarak tanımlarsak,
bu artışı etkileyen temel faktörün de, atmosferde giderek oranı yükselen sera gazları
olduğunu söyleyebiliriz.
Karbondioksit,
su buharı, metan, azotoksit, kloroflorokarbonlar
gibi başlıklar altında çeşitlenen sera gazları, güneş ışınlarının soğurulmasına
yol açarak yerkürenin ısınmasına yol açmaktadır. Bu gazlar içinde ise karbondioksit
gazının %80 oranında paya sahip olduğuna dikkat çeken bilim adamları, küresel ısınma
sorunsalında öncelikli rolün atmosferdeki karbondioksit oranının artışına ait olduğunu
belirtmektedirler.
Küresel
çaptaki bu gelişmelere paralel olarak giderek çevre bilincinin açığa çıkması ve
çevresel bozulmanın yerküre üzerindeki tüm varlıkları olumsuz yönde etkilediğine
dair farkındalık, uluslararası düzeyde bu gidişat ile mücadele etme çabasını beraberinde
getirmiştir. Bilindiği üzere, Birleşmiş Milletler bünyesinde gerçekleştirilen uluslararası
görüşmeler ve akabinde Rio Zirvesi (1992) bu amaç doğrultusundan atılan adımlardan
biridir. Rio De Janerio’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda
“İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” (UNFCCC) imzaya açılmış, 1994 yılında, Rio
Sözleşmesi’ni imzalayan ülkelere sera gazı emisyonlarının azaltılması için yükümlülük
veren sözleşme yürürlüğe girmiştir. Buna ek olarak, konferansta sözleşmenin amaçlarını
gözetmek ve denetimini sağlamak amacıyla her yıl tüm ülkelerin katılım göstereceği
“Taraflar Konferansı” (COP)’nın düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Bu konferanslardan
üçüncüsü olan ve Kyoto Protokolü (1997) olarak adlandırılan konferansta, önceki
görüşmelerle karşılaştırıldığında daha detaylı bir biçimde, seragazı salınımının
azaltılmasına yönelik uygulamalar/yükümlülükler ve yöntemler tartışılmıştır.
Kyoto Protokolü:
Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişimi tehdidine karşı
bir önlem olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS)
kapsamında imzalanmış bir sözleşmedir. Sözleşmede öncelikli olarak, atmosferdeki
normal değerlerin üstünde bir yoğunluk sergileyen sera gazı salınımının, küresel
iklimi niteliğini değiştirmeyecek seviyelerde dengede tutulması amaçlanmaktadır.
Zira “Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli”nde, 1990 ile 2100 yılları arasında
yerküre sıcaklığının 1,4°C- 5,8° C arasında artacağı yönünde tahminler yapılmıştır.
Kyoto Protokolü'nün yükümlülüklerinin tam anlamıyla yerine getirilmesi halinde ise,
1990 ile 2100 yılları arasında, sıcaklık artışının 0,02° C - 0,28° C arasında seyredeceği
varsayılmaktadır. Bu amaç çerçevesinde hazırlanan Kyoto Protokolü 2000 yılı itibariyle
174 ülke tarafından yürürlüğe konulmuş, böylelikle bu ülkelerin sera gazı salınımlarının
yaklaşık olarak %60’ı kapsam altına alınmıştır.
Böylelikle Kyoto Protokolü’ne imza atan ülkeler, 2008 ile 2012 yılları arasında
sanayi kuruluşlarına bir takım sınırlamalar koyarak sera gazı salınımlarını, 1990
yılındaki salınımlarına göre %5 oranında düşürecektirler.
Getirdiği yükümlülüklerle Kyoto Protokolü yürürlüğe girdiği ülkelerde emisyon ticaret
sistemini yerleştirmiştir. Buna göre, bilimsel çevrelerce belirlenen seviyeden daha
fazla karbon emisyonu salınımı yaratan şirketler, ya "Karbon Kredisi" almak ya da
yüksek bir vergi ödemekle yükümlüdürler. Kyoto Protokolü, karbon emisyonu yüksek
gelişmiş ülkelerin, sera gazı salımı hedeflerine ulaşmak için başka ülkelerden salınım
azalması satın alabilmelerine imkân tanımıştır. Diğer bir ifadeyle, bu uygulamada,
karbon salınımından dolayı kendisine tanınan kotayı dolduran ülke, kuruluş ve şirketler,
karbon kotasını, kullanmış olduğu alternatif enerji kaynaklarından dolayı doldurmamış
olan satıcılardan karbon kredisi satın alabilmektedir.
Gönüllü Karbon Piyasaları:
Karbon piyasaları “zorunlu karbon pazarı” ve “gönüllü karbon pazarı” olarak
ikiye ayrılmaktadır. Gönüllü karbon piyasaları, Kyoto Protokolü’nün yürürlüğe konmadığı
ülkelerde, kendi karbon salınımlarının sorumluluğunda olan ve gönüllü iştirakte
bulunan hükümetler, şirketler ve bireylerden oluşmaktadır. Bu gönüllü piyasalar,
karbon emisyonunu azaltıcı projeler sunan kuruluşlardan projelerini düşük fiyatlara
satın almaktadırlar. Gönüllü karbon piyasasına proje sunan kuruluşlar ise esas olarak
zorunlu karbon piyasasındaki legal prosedürleri takip etmek zorunda değildir.
Ülkemizde de Kyoto Protokolü henüz TBMM’nce imzalanmadığı için ulusal sınırlar içerisinde
yaratılan karbon kredileri yalnızca gönüllü piyasalar kapsamında işlem görebilmektedir.
Gerçekten de karbon piyasalarına ilişkin incelemelere bakıldığında Türkiye’ye benzer
şekilde, Kyoto Protokolü’nün yürürlüğe koymamış ülkelerde, özellikle 2006 yılından
itibaren karbon kredilerine olan ilgide büyük bir artışa tanıklık edilmektedir.
Bu piyasalarda da başta rüzgâr santralleri olmak üzere, hidroelektrik santralleri,
jeotermal tesisler, ağaçlandırma ve biyogaz kullanımını yaygınlaştırıcı projelere
ağırlık verilmiştir.
Sera Gazı Salınımının Azaltılmasında Ormanlaştırmanın Etkisi:
Küresel ısınma ve iklim değişikliği tehlikesine karşı uluslararası
düzeyde mücadele verilirken, Türkiye bu noktada öncelikle bu küresel tehdide karşı
önlem alması gereken ülkeler arasında yer almaktadır. Çünkü bilimsel araştırmalara
göre, ülkemiz küresel ısınmanın zararlı sonuçlarını ilk ve en şiddetli şekilde yaşayacak
ülkelerden biri olacaktır. Bu noktada Türkiye’deki kurum ve kuruluşların sera gazı
salınımlarını, belirlenen normal seviyeye çekecek yöntemleri takip etmeleri ve bu
doğrultudaki projelerine yaygınlık kazandırmaları zorunluluk arz eder.
Sera gazı alınımını azaltıcı methodlar üzerine gerçekleştirilen araştırmalar günden
güne hız kazanırken, belirtmek gerekir ki bu yöntemler içerisinde “ormanlaştırma”
nın önemi göz ardı edilmeyecek derecede merkezidir. Şöyle ki; bilimsel araştırmalara
göre, bitkilerin fotosentez yoluyla karbondioksit gazını bünyesine hapseder ve kimyasal
tepkimelerle organik maddelere dönüştürerek tutulmasını sağlar. Ormanlar ise bitki
türleri arasında karbondioksit tüketimini büyük oranda gerçekleştiren bitki topluluklarıdır.
Bu sebeple, sera gazı salınımının canlı ve cansız varlıklar üzerindeki tahrip edici
etkisinin geciktirilmesinde ormanlaştırma faaliyetlerinin en etkin yöntemlerden
biri olduğu bilim adamlarınca üzerinde uzlaşılan bir saptamadır. Özetle, ormanlaştırma,
bir yandan karbon salınımının azaltılmasında etkin yöntemlerden biri olarak belirginleşirken,
doğanın değişen dengesini yeniden sistematize edecek en etkili mücadele aracı olarak
değer kazanmaktadır.
Ege Orman Vakfı ve Karbon Emisyon Projeleri:
Ege Orman Vakfı olarak amacımız küresel tehdit olarak adlandırabileceğimiz
küresel ısınmanın doğuracağı felaketlere dair bir çevre bilinci oluşmasına hizmet
etmek ve bu doğrultuda küresel ısınmayla açığa çıkacak felaketleri geciktirmek için
çözüm üretmektir.
Bu
çerçevede, Ege Orman Vakfı bir yandan küresel ısınma tehdidi ve bilimsel verilerin
kılavuzluğunda Türkiye’de karbon emisyonu projelendirme çalışmalarının ön hazırlıklarını
tamamlarken, diğer yandan Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 2008–2012 yıllarını kapsayan
yeni bir “Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberliği” ne de katkıda bulunmayı
kendine görev saymıştır. Bu çerçevede Ege Orman Vakfı Türkiye’de ormanlardan odun
üretimi ve tüketimi için faydalanılmasının önüne geçerek karbon emisyonunu azaltmayı
hedeflemektedir.
|